19 Aralık 2012 Çarşamba

Şimdi Ben de Herkes Gibiyim.


Sessizce ayrılırken evinden, yazın sıcaklığını bütün benliğinde hissetti. Ceketini alıp çıkmak klişesini gerçekleştiremediğini farkettiğinde gereksiz bir tebessüm yayıldı traşsız, yorgun yüzüne. Leyla'nın ''Git, sadece git'' cümlesi çınladı kulaklarında sonra. Güneş görmekten açılmış siyah tişörtünü tenine yapıştıran sıcağa mı sövsün yoksa hayatının alt üst olmasına mı ağız doldursun bilemedi. Nefes alıp verdiği hiçbir anda vurdumduymaz biri olmayan Harun, ilk kez kendisine uzak bir duyguyu yanında istiyordu. Yedi yıldır her gün inip çıktığı estetik fakiri merdivenlerden inmek hiç bu kadar bilinçsiz olmamıştı. Arabasını çalıştırdığında anladı gözlerinin dolduğunu, silmeye yeltenmeden bastı gaza. Ne kendisi, ne de gaz pedalı aşağı doğru süzülen emektarı biliyordu yolun nereye çıkacağını.



Hastaneden ayrıldığında bundan daha büyük bir acı olamaz diye düşünüyordu. Aklında gelen tek şey bir banka oturup, sigara içmekti. Kimden olduğunu hatırlayamadığı hediye çakmağıyla yakarken sigarasını, ellerine baktı; tırnaklarının ojeyle son buluşmasından bu yana aylar geçtiğini anımsadı. Göbek deliğinin yarım karış altında hissettiği acı can yakmıyordu sadece ruhunu çarmıha gerip, ateşe veriyordu. Aklında dolaşan yüzlerce devinimden Neden kelimesini çekti çıkardı. Neden ? Bir adam nasıl bu kadar korkak olabiliyordu ? Soruları cevapsız kalınca mırıldanmaya başladı;

'' Suç sende be Esra hâlâ insanları tanıyabildiğini zannediyorsun.''

Banktan kalktığının anlayabilmesi hastanenin karşısındaki işlek caddeden taksi durdurmaya çalışmasıyla aynı saliselere tekabül ediyordu. İlk geçen taksiyi durdurmak için kaldırdığı sağ elini göz yaşlarını silmek için indirdi. Göz pınarlarının kuruduğunu zannetmesinden çok zaman geçmemişti oysa. Kendini taksinin arka koltuğuna bıraktığında ne gideceği yeri biliyordu ne de hiçbir zaman bir hayat dünyaya getiremeyeceği için katlanacağı acıyı. Olmasın diye dua ettiği tek şey, taksicinin ''Abla nereye gidiyoruz?'' sorusuydu artık.

16 Aralık 2012 Pazar




Denizin köküne dört ayaklı bir masa vurmak vardı şimdi. Bomonti'den değil de şezlongdan çağırmak sevdiğini. Kirli muşamba diye geceyi sererdik topiğin altına. Altınbaş kadehin senin boğazından geçmesine şükrederdim. Müzeyyen Abla, Benzemez Kimse Sana derdi. Teyyare olmazdık, yine çiçek olurduk yine güzel.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Annenizle Nasıl Tanışamadım?

Herkes mutluydu ya da bana öyle geliyordu ama o gelmiyordu. 'O' dediğimde, 'How I Met Your Mother' Ted'in, she is the one diyerek yana yakıla beklediğinden başkası değil ayrıca. Şimdi iki kişiyi özlüyorum mesela. Bana öyle gelmeyip onlar çıkıp gelse kapıyı açar, o sarı şemsiyeyi ellerine verir, usulca kapatırım yüzlerine. Oturur; Mehmet Demirkol'un Fuat Akdağ ile boyunun yarısını gösterdiği trajikomik, bir o kadar da kaliteli programın tekrarırını izler, iki kişi nasıl özlenir bilader derken e2'de South Park kovalarım.



Sonra zaman geçer, bir bir prematüre mutluluklar yaratırım. Hiçbiri 9 ay 15 güne varmaz. Vazgeçtiklerime yanıyormuş gibi görünürken bu duyguyu içselleştirmiş olabilmeme acırım. Büyüdüğüm gelir aklıma Captain Tusubasa 2 açarım. Aşka opportunist olabilenlerden misiniz şeklinde bir tekerleme icat etmeye çalışırım. O sarı şemsiyeliler güneşi bulmuştur bu arada. Ben yağmur severim diye dolaşırım...  

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bu saatte oluşan muhtemel bir karışıklığı da önleyelim; Yalnız kalmanın getirdiği ruhsal sıkıntıyı sevgi şeklinde algılamak gibi evladiyelik bir yanlış var ki, aman diyim.

Olmadı. Teşekkürler.


Bir Allah'a inanırım bir de hayatıma giren her insanın bana bir şey kattığına. Ben kedi sevmezdim mesela, matematikten de pek anladığım söylenemezdi. Üstüme giydiğim tişörtün rengini, ayakkabıyla uydurmak gibi bir derdim hiç olmazdı. Aileme karşı geldiğim zamanlar oldu elbet ama bunu biri için yapmayı çok düşünmezdim. Mesajları bitişik yazıp bundan tasarruf etmeyi ise aklımın ucuna getirmezdim.

Hayatımıza giren insanların bıraktığı duygusal izlerin zamana karşı yenilmeme ihtimali yoktur. Gerçekten dokunabilenlerin ise unutulma.
Pembe panjurlu ev satın alma hayalinden bahsetmek değil niyetim, birileri gelir değiştirir senden. Bir şeyler alır yerine bir şeyler koyar. Sonra gider.
Aşk geri gelir, hayat devam eder.
Olmadı ama teşekkürler.